
Tüm Zamanların En İyi 8 Columbo Bölümü (Efsane Dedektifin Zirve Anları)
“Columbo” kadar sıcak ve rahatlatıcı çok az televizyon şovu vardır. Peter Falk’ın efsanevi dedektifi canlandırdığı bu uzun soluklu gizem dizisi, basit bir formüle dayanır: Her bölüm bir cinayetle başlar ve eğlence “katil kim?” diye tahmin etmek değil, Columbo’nun parçaları birleştirmesini ve kötü adamı yakalamasını izlemektir. İster 1970’lerin orijinal televizyon bölümlerinden birini, ister 2003’e kadar devam eden “haftanın filmi” formatındaki bölümlerden birini izleyin, Columbo’nun o buruşuk trençkotu içinde, “Sadece bir şey daha…” diyerek zengin ve güçlü katillerin gününü nasıl mahvettiğini bilmenin verdiği tatmin edici bir keyif vardır.
Peter Falk, dizinin yaratıcılarının Columbo rolü için ilk tercihi olmamasına rağmen, şovu bu kadar inanılmaz izlenebilir kılan kişidir. Her bölüm keyifli olsa da, bazıları kesinlikle diğerlerinden daha iyidir.
İşte “en kötü”nün bile aslında harika olduğu bu efsane dizinin, en iyi 8 bölümü.
8. The Bye-Bye Sky High I.Q. Murder Case (Güle Güle Yüksek IQ’lu Cinayet Vakası)
“Columbo”nun düzenli bir teması, kendilerini herkesten daha akıllı sanan katillerdir. Bu bölümde ise katil, Oliver Brandt (Theodore Bikel), gerçek hayattaki Mensa gibi bir “yüksek IQ kulübü” olan Sigma Society’nin bir üyesidir. Arkadaşı Bertie, Brandt’ın zimmetine para geçirdiğini keşfedince, Brandt, “kusursuz bir hırsızlık” gibi görüneceğini düşündüğü ayrıntılı bir cinayet planı yapar. Ancak Columbo, katilin bu göklerdeki egosunu ona karşı kullanır. Columbo, daha da saçma ve ayrıntılı bir cinayet planı uydurur ve bunu açıklarken, Oliver öfkelenir ve aslında her şeyi kendisinin nasıl yaptığını öfkeyle anlatarak tuzağa düşer. Bu, tüm “Columbo” serisindeki en tatmin edici final anlarından biridir.
- Bonus Bilgi: Bölümde, Halloween ile parlamasından sadece bir yıl önce, genç Jamie Lee Curtis‘i bir kafede garson rolünde görebilirsiniz.
7. Try and Catch Me (Sıkıysa Yakala)
- sezonun açılış bölümünde Columbo, zekâsını, gerçek hayattaki Agatha Christie’den açıkça esinlenen yaşlı bir gizem yazarı olan Abigail Mitchell (Ruth Gordon) ile test etmek zorundadır. Abigail, yeğeni Edmund’un sevgili yeğenini öldürdüğüne ve polisin bunu bir kaza olarak kapattığına inanmaktadır, bu yüzden adaleti kendi ellerine alır. Edmund’u mirasının bir kısmını gösterme bahanesiyle devasa bir kasaya çeker, onu içeri kilitler ve boğularak ölmesine izin verir. Abigail, “tatlı küçük yaşlı kadın” rutinini oynayarak ve kanıtları yok ederek polisi atlatmaya çalışır. Bu bölümün en iyi yanlarından biri, Columbo’nun katile karşı nadiren gösterdiği bir şefkat ve empati duymasıdır.
6. How to Dial a Murder (Cinayet Nasıl Çevrilir?)
Columbo’nun en sevilen özelliklerinden biri köpekleri sevmesidir ve bu bölümde, adları Laurel ve Hardy olan, aynı zamanda eğitimli katiller olan iki güzel Doberman ile takılır. Serideki en sıradışı cinayetlerden birinde, Dr. Eric Mason (Nicol Williamson), köpeklerini “Rosebud” (Yurttaş Kane filmine bir gönderme) tetikleyici kelimesini söyleyen herkese saldırmaları için eğitir. Columbo’nun da bu yöntemle öldürülmeye çalışıldığı final sahnesi ve Columbo’nun bu tuzağı nasıl bozduğu, dizinin en komik anlarındandır. Bölüm, Dr. Mason’ın kurbanının parçalanmasını telefonda dinlediği sahneyle, dizinin en sarsıcı cinayet anlarından birine de sahiptir.
- Bonus Bilgi: Sex and the City‘nin Samantha’sı, genç Kim Cattrall, bu bölümde Dr. Mason’ın psikoloji öğrencilerinden biri olarak görünür.
5. Any Old Port in a Storm (Fırtınada Herhangi Bir Liman) İnsanlar, buruşuk görünümü ve rahat tavrı nedeniyle Columbo’yu hafife alma eğilimindedir. Bu bölümde Columbo, bir cinayeti çözmek için şarap yapımı ve tadımının inceliklerini öğrenmek zorundadır ve bunu zekice yapar. Donald Pleasance, aile şaraphanesinin geleceği konusunda anlaşmazlığa düştüğü üvey kardeşi Ric’i öldüren şarap üreticisi Adrian Carsini rolünde, Columbo’nun en nefret edilesi ve eğlenceli kötülerinden birini oynar. Carsini, kendisini herkesten, özellikle de bu “yaşlı” dedektiften üstün görür ve ona şarap hakkında her şeyi öğretir. Bu onun sonu olur, çünkü bozulmuş bir şarap, cinayetteki kilit kanıt haline gelir ve Columbo, bu bilgileri öğrenmeseydi onu asla yakalayamazdı.
4. By Dawn’s Early Light (Şafağın İlk Işığında) Aktör Patrick McGoohan, seri boyunca dört farklı katili oynayarak ve beş bölüm yöneterek “Columbo”nun gediklisi oldu. Ancak ilk görünüşü, muhtemelen en iyisiydi. Bir askeri okulun başkanı olan Albay Lyle C. Rumford’u canlandırır. Cinayet planı (dolu bir topun kullanılması) harikadır, ancak bölümü asıl keyifli kılan, Columbo’nun derinlemesine soruşturmasıdır. Columbo, cinayeti en iyi şekilde araştırmak için askeri akademiye yerleşmeye ve öğrencilerle birlikte kalmaya karar verir. Onun buruşuk trençkotuyla askeri rutine ayak uydurma çabası, dizinin en komik anlarındandır.
3. Double Shock (Çifte Şok) “Columbo”da katil olmak, bir aktörün “biri” olduğunu gösteren büyük bir onurdu. En iyi konuk yıldızlardan biri de Martin Landau‘ydu. 2. sezonun finali olan bu bölümde Landau, amcaları Clifford’un cinayetinde şüpheli olan ikiz kardeşleri canlandırır. Çoğu bölümün aksine, gerçek katil sonuna kadar açıklanmaz, bu nedenle izleyici de Teğmen Columbo ile aynı meraktadır.
- Bonus Bilgi: Orijinal Kedi Kadın Julie Newmar, Clifford’un güzel genç nişanlısı rolünde, kısa ama akılda kalıcı bir performans sergiler.
2. Swan Song (Kuğunun Şarkısı) İnanılmaz konuk yıldızlardan bahsetmişken… 3. sezonun “Swan Song” bölümünde, country müziğin efsanesi Johnny Cash, çılgınca ünlü bir gospel şarkıcısı olan Tommy Brown’ı canlandırır. Tommy, reşit olmayan vokalistlerinden biriyle yakalandıktan sonra, hem karısını hem de vokalisti öldürmek için karmaşık bir uçak kazası planlar. Cash’in oyunculuğu şaşırtıcı derecede iyidir ve bölümde şarkı söylemesi de keyifli anlar yaratır. Bu bölümü özel kılan şey, Columbo’nun, Brown’ı tutukladıktan sonra bile ona “senin gibi bir sese sahip bir adam, tamamen kötü olamaz” demesidir. Bu, Columbo’nun neden televizyondaki diğer tüm polislerden farklı olduğunu gösteren insancıl bir andır.
1. A Friend in Deed (Gerçek Bir Dost) Teğmen Columbo hakkında kesin olan bir şey varsa, o da alışılmadık bir polis memuru olduğudur. O, statükoya aykırı olsa bile doğru olanı savunan, sağlam bir ahlaki çekirdeğe sahip, ideal bir polisi temsil ederdi. 3. sezonun finali “A Friend in Deed”de ise, dizinin “kötü polis” versiyonuyla, yani Emniyet Müdür Yardımcısı Mark Halperin (Richard Kiley) ile tanışırız. Halperin, arkadaşı Hugh Caldwell’in karısını kazara öldürmesini örtbas etmesine yardım eder. Karşılığında, Caldwell’den de kendi karısını öldürmesi için yardım ister.
“A Friend in Deed”, “Columbo”nun en karanlık ve en az “aptalca” şakalar içeren bölümlerinden biridir. Onu bu kadar çekici kılan şey, katilin sadece zeki olması değil, aynı zamanda Columbo’nun üstü (amiri) olmasıdır. Columbo, tüm zamanların en iyi “kıstırma” anlarından birinde, Halperin’e gerçekte kimin daha iyi bir polis ve daha iyi bir insan olduğunu gösterir.
Techneiro Analizi: “Columbo”yu Efsane Yapan Formül Nedir?
“Columbo”nun, yayın hayatı bittikten on yıllar sonra bile hâlâ en iyi dedektif dizisi olarak kabul edilmesinin bir nedeni var. Dizi, “tersine gizem” (inverted mystery) olarak bilinen bir formülü mükemmelleştirdi.
1. “Katil Kim?” Değil, “Nasıl Yakalanacak?”: Çoğu polisiyenin aksine, Columbo her bölümün ilk 10 dakikasında katili, cinayeti nasıl işlediğini ve kanıtları nasıl yok ettiğini bize gösterir. Bu, izleyicinin gerilimini “katili bulma” merakından, “Columbo’nun bu ‘mükemmel’ cinayeti nasıl çözeceğini” izleme keyfine dönüştürür. İzleyici, katilden daha fazla şey bilir ve katilin her yalanını fark eder. Bizim için gerilim, Columbo’nun o kritik ipucunu ne zaman fark edeceği anıdır.
2. “Sınıf Savaşı” Olarak Gizem: Columbo her zaman bir sınıf savaşı hikayesidir. Katiller, neredeyse her zaman, “yeni para”nın veya “eski paranın” getirdiği kibirle dolu, zengin, güçlü ve elit (doktorlar, avukatlar, şarap uzmanları, sanat eleştirmenleri) kişilerdir. Columbo ise, buruşuk trençkotu, ucuz purosu, döküntü arabası ve mütevazı “işçi sınıfı” tavırlarıyla, bu elit dünyaya bir yabancıdır. Katillerin onu “aptal” veya “zararsız” sanarak küçümsemesi, her zaman onların sonu olur. Columbo’nun zaferi, zekânın, kibir karşısındaki zaferidir.
3. “Sadece Bir Şey Daha…”: Columbo’nun imzası olan “Just one more thing…” (Sadece bir şey daha…) repliği, dizinin dehasını özetler. Columbo, katille konuşmasını bitirmiş, kapıdan çıkmak üzeredir. Katil tam rahat bir nefes almışken, Columbo geri döner ve o meşhur soruyu sorar. Bu, katilin gardını indirdiği anda gelen, genellikle tüm davayı çözen “giyotindir”.
Bu üç unsurun birleşimi, Columbo‘yu sadece bir dedektif dizisi değil, aynı zamanda “küçük adamın” kibirli devlere karşı kazandığı, son derece tatmin edici bir ahlak hikayesi haline getirir.
Sizin favori “Columbo” bölümünüz hangisi? Peter Falk’ın performansını bu kadar unutulmaz kılan şeyin ne olduğunu düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yorumlarda bizimle paylaşın!
En yeni filmler, diziler ve yayın platformlarından son haberler için techneiro.com‘u takip etmeye devam edin!