TV ve Filmler

Eleştirmenler Nefret Etti Ama İzleyiciler Sevdi: Yeniden Şans Vermeniz Gereken 14 Bilimkurgu Filmi

Eleştirmenler Nefret Etti Ama İzleyiciler Sevdi: Yeniden Şans Vermeniz Gereken 14 Bilimkurgu Filmi

Bilimkurgu, pratik hayal gücümüzün bir keşfidir. Bu türdeki hikayeler fantastik, canlandırıcı veya korkutucu olabilir, ancak bilimsel olarak uygulanan bir gerçekliğe (zaten anladığımız veya net bir şekilde açıklanan bir gerçekliğe) dayalı kalmaları gerekir. Bazen The Thing (1982) gibi başyapıtlar, kendi dönemlerinin izleyicileri için biraz fazla ileri gidebilir ve eleştirmenler tarafından vahşetin ötesindeki güzellik görülemeyebilir. Ancak zamanla, sinematik olarak aydınlanmış bir halk, bu filmlerdeki sanatı takdir edebilir.

Bu ruhla, geçmişte eleştirmenler tarafından yerden yere vurulmuş, ancak günümüzde daha fazla sevgi ve saygıyı hak eden 14 bilimkurgu filmini sizler için derledik. İşte Hollywood’un en yaratıcı ve eğlenceli bilimsel keşiflerinden bazılarına eski moda algıların ötesinden bakmanız için nedenler.

(Not: Orijinal makaledeki çift listelenen “Jason X” ve diğer bazı filmler, bu listede daha tutarlı bir akış için tekilleştirilmiş ve yeniden düzenlenmiştir.)

1. Zifiri Karanlık (Pitch Black – 2000) Vin Diesel, Hızlı ve Öfkeli evreninde aile hakkında vaaz vermeden çok önce, galakside avcılardan kaçan bir Furyan kaçağı olan Richard B. Riddick olarak dolaşıyordu. Pitch Black, eleştirmenleri ikiye böldü; birçoğu filmi Jurassic Park, Mad Max ve Alien gibi filmlerden “türev” olmakla suçladı. Ancak bu kötü bir şey mi? Vin Diesel’in “taş çiğneyen” diyalogları bu rol için mükemmel çalışıyor. Yaratık kovalamacaları gergin ve “jump scare”ler hak edilmiş.

2. Ufuk Faciası (Event Horizon – 1997) Eğer Alien, uzaydaki Jaws ise, Event Horizon da uzaydaki In the Mouth of Madness‘tır. Yönetmen Paul W. S. Anderson, stilini genellikle içeriğin önüne koymakla eleştirilir, ancak burada bir denge bulmuş görünüyor. Anderson, geminin iç tasarımını “halkı korkutmak” için tasarlanan Notre Dame Katedrali’ni tarayarak güçlendirmiş. Dr. Weir’in (Sam Neill) “Evdeyim” diye fısıldadığı o an, uzay-korku estetiğinin zirvesidir.

3. Pandorum (2009) Pandorum başladığında, uzayda geçen bir psikolojik gerilim izlediğinizi sanırsınız. 15 dakika sonra, bir sürü mutant ekrana fırlar ve bir adamı parçalar. Klostrofobik bir film olan Pandorum, size sadece yönetmenin istediği şeyi gösterir. “Pandorum” olarak bilinen uzay psikozu gerilimi artırsa da, geminin asıl dehşeti, The Descent ve Yüzüklerin Efendisi‘ndeki Uruk-hai karışımı olan yaratıklardır.

4. Su Altında (Underwater – 2020) İlk bakışta, bu film suyun altında geçen bir Alien taklidi gibi görünebilir. Ancak bilimkurgu yaratık filmlerine dalmış olanlar, Underwater‘ın aslında suyun altında geçen bir Cloverfield olduğunu ve bunun harika bir şey olduğunu bilirler. Kristen Stewart, okyanusun yedi mil altında korkunç bir şeyi ortaya çıkaran bir sondaj tesisinin mühendisi Norah Price rolünde, tam bir “Ripley” performansı sergiliyor.

5. 65 (2023) Adam Driver’ın başrolde olduğu bu filmde, uzay gezgini Mills ve genç bir kız, 65 milyon yıl önce, dinozorlarla dolu bir Dünya’ya düşer. Eleştirmenler sığ komplo ve karakterlerden şikayet etse de, 65, son Jurassic World filmlerindeki dinozor aksiyonundan hayal kırıklığına uğrayan herkesi tatmin edecek, şaşırtıcı derecede etkili bir aksiyon-macera filmidir. 93 dakikalık kısa süresiyle, amacını yerine getirir ve baymadan biter.

6. Alien 3 (1992) Evet, bu ne Alien gibi bir korku klasiği ne de Aliens gibi bir aksiyon klasiği. Ancak bu, David Fincher’ın ilk yönetmenlik denemesi. Fincher, Ripley’i ve bir Xenomorph’u, katiller ve tecavüzcülerle dolu bir uzay hapishanesine düşürür. Fincher’ın o dönem MTV’den gelen hızlı kurgu stili eleştirilse de, bu, yönetmenin ileride kariyerini tanımlayacak olan “karakterlere eziyet etme” tarzının ilk örneklerini sunduğu karanlık bir filmdir.

7. Kızıl Gezegen (Red Planet – 2000) 2000 yılı, Görevimiz Mars (Mission to Mars) ve Kızıl Gezegen (Red Planet) olmak üzere iki Mars filminin çıktığı bir yıldı. İkisi de gişede başarısız olsa da, Red Planet daha iyi olan filmdi. Görevimiz Mars‘ın sanatsal varoluşçuluğa kaymasının aksine, Kızıl Gezegen, Val Kilmer ve Carrie-Anne Moss ile düz bir bilimkurgu-aksiyon filmi olmayı başardı.

8. Oblivion (2013) Tom Cruise’un WALL-E’yi oynadığı film olarak da bilinir. Evet, Oblivion ilk izleyişte aşırı karmaşık gelebilir; uzaylı istilası, klonlanmış insanlar, yer altındaki kurtulanlar… Ancak ikinci bir izleyişte, bu dağınık Noel ışıkları yumağı çözülmeye başlar. Filmin kendisi tam bir “bilimkurgu göz şekeri”dir. Joseph Kosinski’nin (Top Gun: Maverick) yarattığı bu güzel hasar görmüş dünyayı hayata geçiren göz kamaştırıcı efektler ve kalp hoplatan aksiyon sahneleri için bile izlenir.

9. The Faculty (Fakülte – 1998) Yönetmen Robert Rodriguez, bu filmde “cookie-cutter” (kalıp gibi) lise karakterlerinin arkasına tam gelişmiş bir bilimkurgu-korku filmi gizler. Film, Invasion of the Body Snatchers (Ceset Hırsızları) veya The Thing gibi ilerler; herkes potansiyel bir uzaylıdır. Döneminin soundtrack’i ve abartılı gençlik halleriyle, düşük bütçeli ama son derece eğlenceli bir yapımdır.

10. Final Fantasy: The Spirits Within (2001) Square’in, Final Fantasy oyunlarından herhangi birini uyarlamak yerine, orijinal bir hikaye anlattığı bu CG-animasyon filmi, 100 milyon doları aşan yüksek prodüksiyon maliyeti nedeniyle gişede battı ve stüdyoyu neredeyse iflas ettiriyordu. Hikayesi karmaşık ve temposu dağınık olsa da, The Spirits Within, görsel olarak çarpıcı bir sinematik başarı olmaya devam ediyor. James Cameron’ın Avatar‘ından neredeyse on yıl önce, gerçekçi CG animasyon için bir ölçüt belirlemiş, değeri bilinmeyen bir filmdir.

11. Beneath the Planet of the Apes (1970) İlk Planet of the Apes filminin başarısından sonra gelen bu devam filminin ilk yarısı, büyük ölçüde orijinal filmin bir tekrarıdır. Ancak karakterimiz Brent nihayet yer altına indiğinde ve film kendi vaadini yerine getirdiğinde, gerçekten ilginç bir bölgeye girer. Ancak uyaralım: Bu filmin sonu, tüm serinin bugüne kadarki en kasvetli ve en nihilist sonudur.

12. The Black Hole (1979) Disney’in Star Wars hayranlarını çekmek için 20 milyon dolar harcadığı bir deneme. Eleştirmen Roger Ebert, filmi “çok konuşkan bir melodrama” olarak adlandırmakta haklıydı. Ancak film, iki Oscar kazanan muhteşem görsel efektlere (150 mat tablo, el yapımı modeller) ve harika bir film müziğine sahip. Kötü yaşlanan robot tasarımlarına gülebilirsiniz, ancak finaldeki “sansasyonel görsel ödeme”, bugün bile harikadır.

13. Invaders from Mars (1986) Bir Tobe Hooper (Poltergeist) ve Dan O’Bannon (Return of the Living Dead) iş birliği. Korkutucu değil, ancak Spielberg’vari “banliyö” hisleriyle dolu. Filmin ikinci yarısı gizemi bırakıp, Stan Winston’ın yarattığı harika pratik efektlerle dolu bir yaratık filmine dönüşür. CGI’a saygımız sonsuz, ancak bu seviyede bir el işçiliğini ekranda görmek bir zevk.

14. Star Kid (1997) E.T.‘nin başarısından beri süregelen “sevimli dışlanmış çocuk, dünya dışı bir varlıkla arkadaş olur” temasının, Power Rangers benzeri bir “süper sentai” mantığıyla harmanlanmasıdır. Joseph Mazzello’nun (Jurassic Park) samimi performansı, filmi basit bir “knock-off Iron Man” zırhı hikayesi olmaktan kurtarır.

Techneiro Analizi: “Kült Film” Olmanın Değeri

Bu listenin bize gösterdiği şey, eleştirel başarısızlığın, bir filmin “başarısız” olduğu anlamına gelmediğidir. The Thing gibi başyapıtlar bile kendi zamanlarında anlaşılmamıştır.

Peki, eleştirmenlerin nefret ettiği bir bilimkurgu filmini, yıllar sonra “kült klasik” yapan şey nedir?

  1. Teknik Başarı ve Sanatsal Cüret: The Black Hole veya Final Fantasy: The Spirits Within gibi filmler, hikaye anlatımında tökezleseler bile, kendi dönemlerinin teknolojisini zorlayan, görsel olarak cüretkar işlerdi. Bu teknik başarı, eleştirmenlerin görmezden geldiği, ancak zamanın haklı çıkardığı bir sanatsallık barındırır.
  2. Tür İkonografisiyle Oynamak: Jason X veya Alien vs. Predator gibi filmler, “yüksek sanat” peşinde değildir. Kendi türlerinin (slasher, yaratık filmi) klişelerini alır ve onları absürt ama eğlenceli bir seviyeye taşırlar. Jason X‘in “Jason uzayda!” fikri, eleştirel olarak saçmadır ama bir “kült film” hayranı için tam da aradığı şeydir.
  3. Yönetmen Dokunuşu (The “Auteur” Factor): Alien 3 veya Event Horizon gibi filmler, stüdyo baskısı veya zayıf senaryolara rağmen, sırasıyla David Fincher ve Paul W. S. Anderson gibi vizyoner yönetmenlerin parmak izlerini taşır. Eleştirmenlerin o dönemde “MTV klibi” diye alay ettiği Fincher’ın hızlı kurgusu, şimdi onun imzası olarak kabul ediliyor. Bu filmler, bir dehanın “kötü” bir eseri olarak bile ilgi çekicidir.

Bu liste, sinemanın sadece senaryo ve oyunculuktan ibaret olmadığını; aynı zamanda pratik efektlerin, set tasarımının, müziğin ve saf yaratıcı cüretin de bir deneyim olduğunu kanıtlıyor. Eleştirmenler bir filmi öldürebilir, ancak “kült film” hayranları, o filmi sonsuza dek yaşatma gücüne sahiptir.

Sizce eleştirmenlerin yerden yere vurduğu ancak sizin çok sevdiğiniz, “değeri bilinmemiş” bilimkurgu filmleri hangileri? Bu listedeki hangi filmin haksızlığa uğradığını düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yorumlarda bizimle paylaşın!

En yeni filmler, diziler ve yayın platformlarından son haberler için techneiro.com‘u takip etmeye devam edin!

İlgili Gönderiler

Tüm Spider-Man Filmleri Sıralaması: En İyi Örümcek Kim?

ibrahim

Euphoria Dizisinin 3. Sezonunda Angel Karakterini Kim Canlandırıyor?

ibrahim

Euphoria 3. Sezon 1. Bölüm: Yayın Saati ve Takvim

ibrahim

Bir Yorum Bırakın